Albastı (Alkarısı) Nedir, Albastı Nasıl Bir Hastalıktır?

Lohusa humması, halk dilinde Albastı ya da Alkarısı; loğusa döneminde olan kadınların kabusu olan, farklı varyantları Türk kültürünün değişik boylarına ve bütün Asya’ya yayılmış olan bir inanıştır. Bu inanışın temeli, İslamiyet öncesinde Türklerin inanç sistemi olan Şamanizm’ e dayandırılır. Albastının varlığına inanılan yerlerde, bu durumdan korunabilmek için farklı çarelere başvurulmuştur. Bu çarelerden bazıları şunlardır;

  • Lohusanın etrafına kalın ipler germek,
  • Lohusaya al renkli elbiseler giydirmemek,
  • Lohusanın saçlarını ağzına vermek,
  • Kapı önüne kır bir at bağlamak,
  • Lohusayı gelin yapıp başına bir kazan geçirmek ve kazana çubukla vurmak,
  • Lohusanın çevresine siyah renkli kumaş parçaları asmaktır.

Kars ilinde, özellikle gece vakitleri lohusa kadın yalnız bırakılmaz ve ışık sürekli açık bırakılır. Hasta yalnız kalınca da, ağzına sakız verilir ve uyumasına engel olunur. Anadolu’nun bazı bölgelerinde lohusanın başına kırmızı tül bağlarlar ya da kırmızı altın takarlar. Çünkü albastının kırmızıyı hiç sevmediğine inanılır. Manisa ilinin Karacaoğlanlı köyünde de kapının önüne kazma kürek konulur. Bir şiş üzerine portakal, elma, çörek otu, üzerlik ve mavi boncuk, kırmızı bir kurdelayla bağlanır ve lohusanın başına bırakılır. Lohusanın olduğu yerdeki tüm suların ağzını kapatmak gibi önlemlerde alınır. İnanışa göre albastı, kimi zaman kuş şeklinde gelir, suya boncuk atar ve daha sonra çocuk ölür.

Yukarıda bahsedilen önlemler alınmadığı takdirde, albastının lohusanın yanına gelip, onu rahatsız ettiğine inanılır. Bu konu bölgelere göre; kekoz (Elazığ), hibilik (Malatya), karakura, pispatik ve kuşboğması gibi isimlerle söylenir. Albastı lohusanın çevresine değişik görünümlerle gelebilmektedir. Yakın bir akraba kılığında, çirkin bir kadın olarak, bazen köpek, kedi ya da keçi şekillerinde görünür. Albastı kapıdan girer girmez lohusada bir ağırlık oluşur. Hasta bu esnada aniden kalkarak dua ederse albastı kaçar. Lohusa hiçbir şey yapmazsa, bağırmak istese de bağıramaz ve albastıya yenilirse ya kötü bir hastalığa yakalanır ya da ölür.

Albastı

Lohusaların dışında erkeklere, atlara ve genç kızlara gelen albastılarda vardır. Çukurova’da ki inanışa göre, kim siyah renkli bir kıyafetini veya şalvarını yastığın altına koyarak yatarsa o kişiyi albasar. Çünkü albastı siyahı sever. Albıs (genç kızlara musallat olanı), evlenmemiş kızdan türemiştir. Kıskançlığı nedeniyle, genç kızların yanına gider ve onların hastalanmasına yol açar. Albastı ayrıca, ahıra giderek atın yelelerini örer ve onu yorarak ortadan kaybolur. Bekar erkeklere musallat olan albastı ise, güzel ve sarışın bir kadın görünümündedir. Erkekleri kendine cezbeder ve sonra ciğerlerini sökerek öldürdükten sonra derede yıkayıp yer.

Bebeğin veya lohusanın ciğerini yemeye gelen albastı, halk inancına göre bazı hilelerle yakalanıp, göğüs bölgesine bir iğne batırılırsa, tekrar yerine dönemez ve o aileye itaat eder. İnsan şekline giren albastı, göğsündeki iğnenin çıkması için devamlı yalvarır. Nedeni ise, iğneyi kendisi çıkaramaz ve bunun için de kendi yerine geri dönemez. İğneli albastı kendini evin hizmetine adar ve hızlı, çok güzel iş yapar. Evdeki bereket her gün daha da artar. Bir anlatıma göre, hizmet ettiği yerde ekmek yapan bir albastı, su getirmek için kuyu başına gider. O bölgede oynayan bir çocuğu, göğsündeki iğneyi alması için kandırır. Çocuk istediğini yapınca, 7 yıldır hizmet ettiği eve doğru döner ve “Evinizde yaz kış odun eksik olmasın, paranızın sayısını hiç bilmeyin” gibi bir şeyler söyler. Albastı suya atladığında, suyun üzeri kanla doluyor ve kendi taifesi tarafından öldürülmüş oluyor. O günden sonra, ailenin evinde odun hiç eksik olmuyor ve paralarının sayısını hiçbir zaman bilemiyorlar.

Yazıyı beğendiyseniz lütfen paylaşın!

0 Yorum - Yorum Yaz

Sitemize destek için yorum yapmayı unutmayın. BilgiBaba

Yorum Yap